Deizm Masalı

Deizm Masalı

Prof.Dr. Yümni Sezen

İslamiyet’in anlaşılmasında ve yaşanmasında birikmiş bir hayli yanlışlık ve sorun, mevcut doğru ve güzelliklerden maalesef fazladır. Bunu her akıl ve vicdan sahibi kabul eder. Fakat bunun çözümü nasıl olmalıdır? Eğer samimi olarak çözüm isteniyorsa, bu yine İslam’da aranmalıdır. Dini problemin çözümü dinden uzaklaşmak değil, doğru dindir. Yani çözüm yolu yine dindir. Yanlışlıkları yaşasalar da dindar kimselere aydınların savaş açması da çıkar yol olamaz. Bir de şu olmaz: Tamir edelim derken, kendimizi başka bir uç noktaya taşımak. Bu noktalarda şunlar bulunur: İslamiyet’i öyle bir duruma getirmelidir ki, kolay kolay kimse itiraz edemesin. Yani İslamiyet’i başkalaştırmak ve kendi kimliğinden daha farklı, daha ılımlı, ne olduğu net olmayan bir duruma getirmek. Yanlışlıklara öfke duyanların bir kısmı bu yola girdiler. Böylece inananlara doğruyu söyleyebilme, yanlışları düzeltebilme imkanlarını farkında olmadan kaybettiler. Yahut muhataplarını da aşırılıklara sürüklediler. Bu yolu ve yolcularını alkışlayanlar oldu. Alkışçılar, “İslam olacaksa işte böyle olsun” diye düşündüler. Bu kimseler kendilerine ait özel bir İslam’ı istediler. Türkiye’de bunları da yaşadık ve yaşıyoruz.

Olacaksa böyle olsun diyenlerin beğendikleri anlayışlardan biri Deizm’dir. Deizm bir felsefedir, geçmişi vardır ve en çok Voltaire ve Jean Jack Rousseau tarafından temsil edilmiştir. Deizm, materyalizmden farklı olarak, varlığın iç derinliğinde bir Külli Kudret bulunduğunu, her şeyin bu evrensel kudret ve külli akıl tarafından yapıldığını ve idame ettirildiğini söyler. Varlığın iradesi kendi kendine değil, arkada böyle bir bilince ve iradeye bağlıdır. Din ise tabii olur, tabiatın bize verdiği hislerden ibarettir. Tabiatın dışında özel bir yol, özel bir müessese olamaz. Tabii hisle varlığa bağlanma, onu duyabilme, böylece onun dediklerini yapma, işte din bu olabilir. Tabii his, tabii din olmuş olur. Deizm, vahiy, peygamber, ibadet, müeyyideler kabul etmez. Deizm’e “ilahçılık” adını verenler olmuştur. Onu Panteizm’in bir çeşidi olarak anlamakta mümkündür. J.J. Rousseau, Emil adlı eserinde peygamberleri sahtekâr olarak gördüğünü anlatır.

Deizm, çeşitli felsefeler arasında bir felsefe olarak kaldıkça beis yoktur. Materyalizmden  spritualizme, rasyonalizmden  empirizme, pozitivizmden individüalizme kadar, daha onlarca felsefe ekolü tanıdık, beğendik veya kabul etmedik, faydalandık yahut tenkit ettik, bunlar “zihin dünyamızda” bir yere yerleştiler. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne zaman ki bunlar din yerine geçirilmeye çalışılır, dinimsi bir duruma sokulur, işte o zaman masal olurlar. Dinin anlaşılmasında felsefelerden istifade edilir, metotlarından, yani düşünce disiplininden, mantıki çıkarımlardan yararlanılır, ama onlar din yerine geçmezler. Dinin “zihni ufkunda” felsefeye bir yer ayırabilirsiniz ama dinin kimliği, bu kimliğin bütünlüğü, amacı farklıdır. Felsefe dinden iki noktada ayrılır:

1-Felsefe kültürleşemez, daima yukarıda asılı kalır. Asılı bir fener gibi yukarıdan ışık verebilir, fakat yere inmez, sokağımızı, mahallemizi, evimizi aydınlatamaz.

2-İnsanın geleceği. Felsefede insanın geleceği bu alemdedir ve kendinden sonraki insanlarda yaşanır. İnsan kendinden sonraki insanlık binası için iyi veya kötü bir taş koymuş olabilir, o kadar. Tefekkürüyle, sanatıyla, teknolojisiyle, medeniyetiyle devam eden bir gelecek, o kadar. İslam’da (tevhid dininde)ise ahiret anlayışıyla büyük bir gelecek söz konusudur. İnsan kendi kimliği ile tekrar gelecektir. Bu inanç, dini felsefeden kesin olarak ayırır. Eğer felsefe dinin söylediklerini anlatmaya ve doğrulamaya kalkarsa, hele ahiretten bahsederse, o artık bağımsız bir felsefe olmaktan çıkar, dinin anlaşılması için üretilen bir felsefe, yani din felsefesi olur.

Tevhid inancının içinde, Üstün Varlık’ın, canlı-cansız varlıklar içinden insanı muhatap alması, onunla ilişki kurması önemlidir ve bununla tevhid dininin orijinalliği ortaya konulmuş olur. Tevhid dininin Allah’ı, geleceğe ait hatırlatmalar yaparak öğüt verir. Tevhid dininin Allah’ı, Deizm’deki gibi varlık mekanizması ve organizması içinde planlayıcı, düzenleyici, itici bir kudretten ibaret değil, bir “kimlik ve şahsiyet”, yani Zat sahibidir. “İradeli düzen” diyebileceğimiz tabiat gücü veya Deizm’in ilahı, bizi muhatap alıp emir vermiyor, af ve merhamet etmiyor, bize sorumluluk yüklemiyor, bizden bir şey istemiyor. Bize büyük bir gelecek hazırlamıyor. Bu gibi bir şeylerin olduğunu felsefi üslupla izah etmeye kalksak bile, biz bundan haberdar olmuyoruz, sorumluluk duymuyoruz. Deizm’in ilahı, hayata dahil ve müdahil değildir. İslam bilgisi ve tefekkürü içinde inandığımız Allah, kendisinin tanınmasını isteyen, her şeyden haberdar olan, hesap soran, yaptıklarımıza göre bize gelecek hazırlayan, emir veren, dua isteyen, affeden, merhamet eden, ceza veren bir Allah’tır. Yaratıcıdır, eşsizdir, hiçbir şeye benzemez, Mutlaktır. Hayy ve Kayyum (diri, daima var)’dur. Görür, işitir. İstediklerini ve istemediklerini bize bildirmiştir. Ahireti hazırladığını söylüyor.

Bizim sözünü ettiğimiz dini doğru veya yanlış anlama, yeterli veya yetersiz algılayabilme, bu yol üzerindeki meseledir. Yoksa onu düzelttiğini zannederek bozup dağıtmak değildir. Değerlendirmemizi yaparken metodumuz, bu dinin mensuplarına, bilgisizliklerinden veya yanlış tutumlarından dolayı savaş açmak olmamalıdır. Bencilleşip tevazuyu kaybetmemek, kibir ve gurura kapılmamak olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir